Oba mahallesine bağlı Gülefşen mevkiindedir; hâlihazırda harap durumdadır. Kuzey-güney yönünde uzanan dikdörtgen planlı bir oturum alanı üzerine moloz taş ve tuğla ile inşa edilmiş iki katlı bir yapıdır; güney ve batı cephelerinde sıva üzerine kırmızı ve beyaz renkli boyalarla yapılmış dama desenli duvar resimleri ile kuzey ve doğu cephelerinde kırmızı renkli boyayla yapılmış zikzak formlu desenler dikkati çektiği gibi, duvar örgüsü içinde devşirme yapı elemanlarının da kullanılmış olduğu anlaşılmaktadır.Zemin katı, kuzey kanadındaki dikdörtgen planlı ve sivri beşik tonozla örtülü geniş bir mekân ile söz konusu mekâna güney-batı köşesindeki bir kapıyla irtibatlandırılmış dikdörtgen planlı ve sivri beşik tonozla örtülü küçük bir odadan ibârettir. Doğu cephesinin kuzey köşesine yakın bir konumda ve üst kattan düşey eksen üzerinde inen çift cidarlı bir künk kalıntısı dikkat çekicidir. Benzer bir su sisteminin, güney kanattaki küçük odanın güney cephesinde de bulunduğu, üst kattan indiği belli olan bir künk yuvasıyla da anlaşılabilmektedir.Üst kata, kuzey cephesinde yer alan ve fakat muhdes olduğu anlaşılan bir duvar kütlesi üzerindeki bozulmuş bir merdiven kuruluşuyla çıkılmaktadır. Hâlihazırda yıkılmış durumdaki söz konusu katın da, zemin katıyla benzer bir plan ve mekân düzenlemesine sahip olduğu anlaşılmaktadır; güney kanadındaki mekânın bu yöne bakan duvarında, bugün bir hayli harap durumda olmakla birlikte, geçmişte, sivri kemerli bir pencere olarak düzenlendiği belli olan açıklıkta, sıva üzerine kırmızı boyayla yapılmış zikzak desenlerin bulunduğu görülmektedir. Hayli tahrip olmuş döşeme üzerindeki mevcut kalıntılar, üst katın merkezinde bir havuz ile havuza su sağlayan künklerin bulunduğunu açıklamaktadır.Yapıya batı cephesinden bitişen ve kuzey-güney yönünde uzanan dikdörtgen planlı temel kalıntısının işlevi henüz çözülmemiştir.Mevcut kalıntıların durumu, iki katlı yapının güney kanadında, altlı-üstlü olarak düzenlenmiş tonozlu küçük mekânlardan oluşan birer sarnıcın bulunduğunu ve kuzey kanadın üst katındaki dikdörtgen planlı odanın da bir yaşama mekânı olarak düzenlendiğini ortaya koymaktadır; belli ki, zemin katın bu kanadı da müştemilât olarak kullanılmaktaydı. Öyle anlaşılıyor ki, kalıcı bir konaklama yapısı olarak tasarlanmayıp, aksine, sürek avı sırasında kısa süreli ve geçici olarak kullanılan köşkün su ihtiyacı, üst katın güney kanadında yer alan ve hâlihazırda tümüyle ortadan kalmış çatı kotunda biriken yağmur suyuyla dolan küçük bir sarnıçtan karşılandığı gibi, sarnıcın alt katı da üst kattan besleniyor; üst katın pis suyu da, döşemenin altındaki bir tesisatla, mekânın kuzey-batı köşesindeki çift cidarlı bir künk sistemiyle yapının dışına tahliye ediliyordu.Kitâbesi bulunmayan av köşkünün, Selçuklu çağında ve 13. yüzyılın ilk yarısında inşa edilmiş olması muhtemeldir.
Devamını Oku..